Perşembe, Aralık 18, 2008

fena

koymayacaktım..... dayanamadım............ bunu da bilin anasını satayım..... artık çekiliyorum bir müddet..... under construction.... çok yorgun zira....


Ne desem………………

Nasıl olsa inanmaz bana…

“Kış” da desem….. olmayan beşinci bir mevsim de koysam 12 ayın arasına…. Kendimle çarpsam…. Alkol katsam…. Yalnızlık çıkarsam….. üç güne bölsem.. gene de bilmem kaç vakte kadar yol görünmez bana…..

O ve bu yüzden hiç bahsetmeyecektim….

Bir kez olsun tutacaktım hiçbir şey yapmadan kendimi… olmadı.. olamadım.. olduramadım… erkenim geçim yok ki benim…. Öncem zaten yok.. her gün bir milat; sonram görünmüyor sihirli bir kürem yok….

İfade etmek de zor… zira muadili yok….

Aşık desen değilim.. hani her gözümü kapadığımda önünde bir “o” da belirmiyor… bu duygu beni bugüne dek bir yere götürmedi de zaten… çok eskiden yazılmış şiir taklidi satırlarda kaldılar.. zaman aşımından yok oldular…. Hani “çok seviyorum ulan seni” de değil…. Daha önce yazılan bir yazıdaki gibi “sığınılacak liman değil sevilecek adam” benzetmesi yapılabilir…. Erkek böyle oluyormuş çünkü….

Mesela…

Madem klasik olarak anlatamıyorum kendimi…şöyle diyeyim…. Evinin merdivenlerini sevdim onun…evi kaybolmadan bulabilmeyi sevdim… ( ki ben ve kaybolmamak J ) zor açılan dış kapıyı tek hamlede açabilmeyi sevdim…. Sonracıma…. Balık aramayı.. yıkamayı.. ayıklamayı.. pişirmeyi sevdim…. O balıkları yemekten ziyade onun yemesini izlemeyi sevdim…. Hatta onun kardeşinin yemesini bile sevdim… battaniyeye sarılıp call of duty izlemeyi sevdim…. Biraz daha kalsam TV izlemeyi bile sevebilirdim… duşta soğuyan suyu sevdim… bir gece yarısı ona gidebilecek kadar rahat ve yalın hissetmeyi… anlatabilmeyi.. anlaşılabilmeyi…

ve tüm bunlardan daha da ilginci… hayatımda ilk kez bu sevmeleri abartmadan hissedebildim…. Hani karidesler var ya sık bahsettiğim.. kalpleri beyninde olan yegane hayvanlar… öyle oldu aynen…

belki de bu sakinliği, ya da durulma hissidir beni bu derece çeken… dedim ya nasıl olsa inanmaz bana.. bir etiket var üstümde hak ettiğim üzere… kadın deli gibi yaşıyor.. her önüne gelene bağlanıyor… şimdi ne desem .. ne o ne onlar hatta sen bile inanmazsın…. Ne aradığımı.. aramadan bulduğum anda gelen bu heyecanın ne denli yerinde olduğunu… sırf bu yüzden içimde tutmak gibi bir karar verdiğimi.. ama özümle çelişemediğimi, onunla kavga etmek yerine söyleyip çekilmeyi uygun gördüğümü anlatsam da sayfa sayfa, anlamaz….

Yaşam zaten karman çorman… ben o yüzden hep basit düşünmeyi seviyorum…. Günler zaten yoruyor… bir de insanlar yormamalı birbirini…. O yüzden ondan hiçbir şey istemiyorum…. Sırf bu kadın benle birlikte oldu, birkaç gün geçirdi… oyunu bozdu denmesin diye…. Susma hakkımı kullanıyorum…. Çünkü huzur verdi… yıpratılmayacak kadar güzel bir erkekti… onu karıştırmamak lazım…. İstediklerine saygı duymak lazım… içimdekileri döküp saçarken onun eline ayağına batırmamak lazım… kırılırsam da ona batıp kanatmamam lazım.. bulunduğum noktadan farklı görünüyorsam onu bir an önce silmem doğrusunu yazmam lazım… boşluklar varsa cümlelerimde, hemen “fill in the blanks” yapmak lazım…. Çünkü bu kadın da kendini yükseklerden derinlere atmaktan gördüğü hasarı kolay gideremiyor artık…… ne abartıp kendini kaptıracak, ne hata yapacak ( ki yanlışları götüre götüre doğruları kalmadı ) belki de en doğrusunu seçerek.. içindekini saklamadan susacak……….

Bana inanmamak için çok sebebi var…. Kaçıp kurtardığı, yıprandığı şeyin hemen ardından hissettiğim huzur sanılır sebep… yanılsama ihtimali katılır hesaba.. ama rakıya katılan su değil bu… benim dengesiz görünen her kararım son derece net, ani görünen her cümlem en az bir paragraf öncesini içeriyor… ama anlatamam ki kendimi.. .saat çok geç bende… ben ona bir şeyim.. ama anlatamıyorum ki… yok işte… ne desem inanmaz ki.. belki bir tek şekilde inanabilir bana… eğer o da aynı şeyleri yaşadıysa.. sadece sevişmekten değil dokunmaktan da keyif aldıysa… gün içinde özlediyse… meraklandıysa… vesaire vesaire ise….

Ne desem inanmaz bana…

Değiştirelim artık şu özneyi…. Ne desem inanmazsın bana….

Ve hatta…

Gizli olmasın o özne artık…

Ne desem “sen” inanmazsın ki bana…. İnandıramayacak kadar çok hata yaptım hayatımda… ve ne ironik ki bir çoğunu da anlattım sana kısa zamanda… ama içim dışıma çıkmış bir kere.. madem sen girdin içime sen de çık… sonra koyarım önüne kendine bakarsın o olur en fazla benden yana…. En azından ben kendime inanıyorum bu sefer… içimdeki şeyi biliyorum.. ne olduğundan ziyade ne olmadığını, ne yapacağımı değil de ne yapmayacağımı biliyorum en azından…. Ayaklarını yere bastırdım içimdeki kızın artık…. Henüz ve hala ayakları varken…..

İşte o ve bu yüzden… başladığımız noktaya dönersek….

Olabileceğim en açık halimle ellerimi çeneme dayayıp düşündüğümde…

Elimde…birkaç gün var huzur içinde keyifle geçmiş…. Elimde beni ben anlatmadan da anlayan bir adam…. Seviştiğim bir adam var…. Bana kalsa… ki bana kalmıyor genelde böyle işler…..bana kalmadığı için bilemiyorum belki daha fazlası belki azı belki hiç belki de her şey var…. Artık orasını da ben yazamam…

Tüm samimiyetimle –ki sanırım bir ondan şüphe etmez, etmezsin- senden ne istediğimi bilemiyorum…..ilk kez kendimi bir şeylere kaptırmadan.. yuvarlamadan yokuş aşağı, sakin sakin yürüyorum…. Senin bir şeyin olmak istiyorum ama bunu şimdi mi istiyorum.. ya da nedir o “şey” onu da bilmiyorum….. bu noktada kendimi tutuyorum…. Yeter de artar bile şimdiye dek çıkan…

Bilmem ki rüyasında senin öldürülmeni izleyen bir kadın imajı korkutur mu seni şu noktada.. ama bilirsin tanırsın beni az çok.. içimden gelmese, gelmesen.. yazmazdım… içimden çok gelmesen de tutardım olduğu yerde… ve aynı bilinmişliğe güvenerek, şu noktadan sonra senin üstüne gelmeyeceğimi, herhangi bir kaprisim olmayacağını, rahatladığımı…. Seni düşünerek ya da özleyerek bir müddet yaşayacağımı ama bunun suyunu çıkarmayacağımı… belki yarın senden utanacağımı…. Bu delilik dolu geçmişimle yanlış anlaşılmadan değerlendirilmek için bilmediğim tüm duaları okuyacağımı da tahmin edersin…. “deli misin be kadın” demen yaralar belki de….. “sen de her önüne çıkana aşık oluyorsun sana güven olmaz” demen öldürür muhtemelen…

Ve ilk kez bu kadar yoğun düşünüp yazdığım bir şeyi koymayacağım bloga… kimse bilmesin…. Sol elimle kalem arasında kalsın sahibine ulaşsın, beni anlasın.. yeter….

Bana kalsa… bana kalsa..ben sana neler neler derim sayarım da…

Noktalı virgül… geçmiş olsun bana…

video

11 yorum:

Ecem dedi ki...

önce o demişsiniz olmamış, sonra yüklem değişmiş, en sonunda tutamamşsınız içinizde; sen olmuş.

Handan dedi ki...

Yorgunluk dediğin nedir ki, bir gülümsemede dinlenilebilinir birden. Yazılır yeniden fazla bekletmeden .

d. dedi ki...

toplanıp gülümseyin bana o zaman:)

Adsız dedi ki...

Sonuna kadar okudum yazınızı. Birçok kısmına bayıldım. Ama en sonuna geldiğimde, ister istemez sormak istedim: Size kalsa daha neler neler sayacaktınız? Anlamıyor mu ki:D

fındık kabuğu! dedi ki...

sayın; ne dese inanmaz ona yoksa "sevilecek adam" mı demeliydim? neyse..belli ki bir fark var öncekilerden (hem de kocaman bir fark)kırılıpta batmamak ne demek yahu-öldüm oraya-
ama biliyorum bu kadın sakin sakin yürümedi daha önce sabır dediği şey; senin ve ya diğerlerinin anladığı gibi değil.en fazla durur, bi yudum rakı yuvarlar midesine.ya ben niye zırvalıyorum ki bak kadın ne demiş "Ne desem “sen” inanmazsın ki bana…. İnandıramayacak kadar çok hata yaptım hayatımda…"ötesi yok! bu kadın daha önce çabalamadı bu kadar kendini anlatmak için...bak; sayın ne dese inanmaz ona (yok yok "sevilecek adam"ı daha çok sevdim)bu durum bana bile zırvalatıyor çünkü yabancı bilmiyorum o da bilmiyor..
NOT:ya bi kere bu yazının fonu yeter bea..

d. dedi ki...

@ecem: gizli saklı özneler bunlar aslında....
@adsız: adın olsa bi cevap verirdim ancak...
@selin: bu yazının hiçbir öznenin bilmediği bir gerisi var... bir ikinci bölümü, aynı gece yazılmış.... belki bir gün burada olur o da..

mahallenin delisi dedi ki...

yazdığın günden beri gidip gelip 3 kere falan okudum bunu... ben seni hiç böyle görmedim, duymadım, okumadım. içinden dışına neler taşırmış sol elin meğersem. içinde ne çok biriktirmişsin meğersem.
içine giren o adamı (yoo 'sevilecek adamı' ne güzel bir tanım/sıfat/hitap bu) çıkarmak istermiş, geçmişinden dolayı yanlış anlaşılmamak bile istermişsin meğersem. hakkaten nasıl bir kayaya toslamışsın sen bu sefer yahu?

kaya dediysek; "içimdekileri döküp saçarken onun eline ayağına batırmamak lazım… kırılırsam da ona batıp kanatmamam lazım." şu cümleyi okuyup da o'na nasıl değer verdiğini (değer vermek ne ki bu aşkın yanında) anlamayacak kadar taş değildir herhalde di mi?

bugüne kadar zaten pek olmadı ya, yine sana söylecek bir lafım yok kadın. senin söylediklerinin üstüne koyacak tek cümlem yok yine. diyeceğim o ki sadece ben senden, sol elinden, klavyenden çok şey öğrendim, yaz yine.

HEY ADAM! okudun mu yazıyı, kaç kere okudun? okuduklarını özetledin mi 4 odacıklı, 4 kapakçıklı kırmızı defterine?
Sana "sevilecek adam" diyor bu kadın bak, içimde kırılanlar o'na batmasın o'nu kanatmasın diyor, seni deli gibi severken bana "deli misin" demesin acıtır diyor, "senin bir şeyin olmak istiyorum, o şeyin ne olduğunu bilmeden üstelik diyor, seninle kavga etmek yerine söyleyip çekildim ben anlasana diyor...
bilmem anlatabildi mi?
bilmem anlayabildin mi?

enteldantel dedi ki...

mahallenin nerdeyse en delisi...;
mahallede nerdeyse ben kadar delisin ve teşekkürler yorumun için...sadece okuyarak nasıl tanınabiliyorum ben böye.... ve beni ağlatan sen misin o mu bilemedim...
ama..
evet bir kaya idi... belki kaya olduğu için "dört odacıklı dört kapakçıklı" bir kırmızı defteri yoktu ama.... varsa bile o deftere adımın yazılmadığı dün gece bana açıkça tebliğ edildi...
demek ki..
yok yok demek ki değil...
batmama vaadimiz var....
sonuç olarak....kayanın önünde duruyor... yanından geçip yoluma devam edememekle birlikte... geri de dönmeyerek...
son derece bilmeyerek
kayaya da sırtımı dönerek
ağlıyorum lan işte .. daha ne

joe dedi ki...

sevmişsin be ne diyebilirim ki ne denebilir ki... sevmişsin anasını satam.

adam sokakta yavru bi kedi bulur. büyütür severmi sevmezmi bilemem ama kedi sahibi çok ama çook sever. herşeyden herkezden kıskanır. cırmalar parçalarmış, sonunda da adam sever birini, kediyede yol görünür, nedeni bellidir kıskançlık değil sevgidir sebebi, kimin kime olan sevgisi nedendir yada değildir. ama kedi uzak bi mesafede hiç bilemdeiği bi mekanda terkedilir. ee kediya kendisi, geri döner nasıl olsda, bi kaç bin km ötede olsa bile. bi zaman sonra geriyede döner.. üstü başı perişan bi halde sokak kedileri çocukları köperklerden kuyruğunu kurtarmış ama darma duman bi halde gelmiş eve. ama yanlış eve gelmiş. yeni sahibi çok sevmiş onu ama o onları sevmemiş sevememiş yalandan sevdirmiş kendini, olacak olmayacak kaçmış bi gün açık kalan camdan, gitmiş gene yollara düşmüş gece gündüz hali perişan halde evine gelmiş yada evi olduu eve gelmiş bırakmış kendini kapının önüne e tabi gene alınmış içeri bakılmış gene temizlenmiş allanıp pullanmış tabi ki gene yanlış eve gelmiş garibim sevilmiş gene evin çocukları bile sevmiş yok olmayacak bu sever de çıkmış gitmiş evini aramaya başlamış.... evini bulmak ona kalmış..

d. dedi ki...

joe..........

"Yağmurlar yağdığında biri geçerken yanından ellerine tutunur
Yağmurlar durduğunda biri kaybolur aniden,bilerek unutulur, unutulur"
......uçları kırık - vega

bilerek unutlur ne güzel bir söz değil mi...

d. dedi ki...

ikinci safhayı hızlı geçen kadın, üçünücüye başlar... üçüncü ürkütür... üçüncü bir'e benzer zira...

Yorum Gönder

 


. © 2008. Design by: Pocket