Kendi elimden, dilindem.. tutmam lazım. Alıp kendimi gelmişken buraya, tam da buraya, taaa buraya; şimdi kendime bir bakmam lazım. Tutmamak güzel de, bir de tutmayı denemem lazım.. sakinleşirken, dalarken uykuma, uyanırken sabahları, gördüğüm rüyalarda, kurmadığım hayallerde ben varsam biraz eğer; o beni bir kenara çekmem lazım.. ben bunun için buradayım.. bunca uzaktayım.. Ne seni istiyorum ne sizi.. Yok olmak istiyorum bu bedende. Çare aramıyorum, çözüm istemiyorum.. ihtimallerden bıkmışım belli ki.. olmayan gelmesin.. olanı istiyorum.. Az istiyorum.. çok değil..
maksatsız yazıdır bu.. ama sanılmasın ki "herkese yazdım bir şeyler, ona da yazayım" kadar basittir de aynı zamanda.. sebepleri var elbet.. sonuçları olmasa da.. sıralamak mı lazım.. bi kere "çocuk" o.. nerdeyse aynı yaştayız ama çocuk işte.. çocukluğunu kabul edebilcek kadar cesur, değişmemeyi, değiştirmemeyi huy edinecek kadar "adam", anlayamadığım kadar rahat, anladığım kadar iyi biri... ama ben insanları ne kadar anlayabiliyorum dersek... o zaman geri dönüp üç senelik yazıları bir gözden geçireceksiniz.. kendinize o cevabı vereceksiniz... tango gibi bi adam.. goran bregovic'in "por una cabeza" sı gibi.. ama aynı zamanda metallica'nın "the memory remains" i gibi.. ikisini bi arada sunabilecek gibi biri .. bazen bi laf eder kızarsın.. kızarsan üzülür ( di mi ) .. parantez içine detay demez.. anafikri oraya saklar.. detayı "main idea" yapar koyar önüne.. görmesini bilene.. "aşk"ı reddeder.. en fazla sever bi kadını.. "keyif"tir.. sohbettir.. bazen sevgilidir.. bazen arkadaş.. böyle zaman zaman tüm parçaları birleştirir, her şey olur.. bazen yokolur.. yokluğu yankılanır şehirlerimin - şehirlerin - sokaklarında.. karşıdaki dağda.. çok da önemsemem gidişini .. geleceğini bilmekten olsa gerek.. ya da bu cümleyi kuracak kadar şımarık olma durumundan.. benzeşiyoruz bazı bazı... o da açık.. o da içinden geleni söylüyor.. insana ne olduğunu hatırlatıyor.. evet böyle birisin ama beceremiyorsun öyle yaşamayı diyor.. susuyorsun.. düşünüyorsun.. belki de doğru diyor... değişmeyeceğini bile bile.. anlaşılmak hoşuna gidiyor.. bu tecrübenin azlığından olsa gerek... kendini çok didiklemiyor ama.. ya bulacağı cevaplardan korktuğundan ya da bu meseleyi çoktan halletmiş olduğundan.. sorusu kalmadığından.. yeterince sınandığından.. bilemiyorum.. kendisini o kadar da iyi tanımadığımdan.. ama tanıdığım kadarı.. iyi işte bildiğin iyi.. bi o kadar saf.. bi o kadar naive.. bi o kadar tutkulu.. bi o kadar erkek.. bi o kadar erkek çocuğu... sakin.. dalgalı.. belirli ve belirsiz... hem gizemli hem apaçık.. daha nasıl desem.. absinthe'i bilirsiniz.. yeşilliğini.. acı tadını... içindeki yüzde 70 alkol oranını.. insanı nereden alıp nerelere götürdüğünü. .ama zordur absinthe.. içilmesini göze almak zordur.. şeker ister.. kaşığı vardır.. bir küp şeker alırsınız.. buz gibi suyu damlatırsınız üstüne.. özel kaşığın içindeki deliklerden ağır ağır eriyerek karışır alkole... damladıkça rengi değişir.. damladıkça tad kazanır.. aynı derecede sarhoş eder seni ama artık içebiliyor - içilebiliyor - olmanın mutluluğu da vardır kanında .. işte bir küp şekerdir o alkole karışan...
dibine not: tabii ki bu kadar değil.. tabi iki daha çok yazardım ona.. ama madem o kendini anlatmayı çok sevmiyor.. ben de onu anlatmayı çok sevmiyorum o zaman.. dibine not2: ben senin yazdıklarını çözemiyorum diyen şeker.. sana ne demiştim bak.. onları ancak kendine yazılanlar anlar..
edit: bir de aklım almıyor.. nasıl bu denli güçlü olabiliyor hayatta.. erkek haliyle..
evet..ne gelirse.. ister uzun olsun.. bilirsin ben bile okumam kendi yazdığımı eğer ki çok uzunsa.. dolayısıyla tarafından okunmama riskini göze alarak sonsuza dek sürecek bir yazıya mı başlıyorum... ya da.. sıkılmam sonucu dört beş kelime sonra bitecek mi.. ben.. bendeki bu belirsizliği çok seviyor.. kendimi öpüyor.. noktalama işaretlerinden nasıl da nefret ettiğimi bir kez daha hatırlayıp başlıyorum.. Suede "Europe is our playground" diyor.. durumla hiç alakası yok... ama bestenin acıklı hallerinden olsa gerek.. dalıp gidiyorum.. dalmak demeyelim de.. batıyorum.. bir "deniz" benzetmesine sığınıyorum sana bu satırları yazarken.. diplerden bahsediyorum sana.. oksijensizlikten.. görmeden yüzmekten.. öyle alıp götüren.. öyle "daldıran, çıkartan, boğan belki de" bir şarkı işte.. çocukken Suede dinlemeye başlayıp, aksanımı borçlu olduğuma inandığım adamlar bunlar... şimdiki haliyle "The London Suede"... neyse.. tabii ki aklımda sadece bunlar yok.. bunlar "topic sentence" olmayan bir "essay" girişi.. dolayısıyla "unity" de olmayacak.. "concluding sentence" da... okuyup da "deli saçması" diyebilirsen ne mutlu sana.. Ankara dolu bir haftasonundan sonra yine yükselmek.. yükselince oksijen azalıyor derler.. ben bilemem.. sevemediğim mevzular bunlar.. demek ki batmakla çıkmak arasında oksijensizlik gibi bir ortak payda var... fizik falan bahane işte.. yaşasın aristotle... ankara dersen.. ilk defa göreceli olarak güzeldi yani.. muhteşem bi hava.. açmış çiçekler.. gezegen böcekler.. insanlar öğleden sonra biralarını içerken tunalı'da.. ben acaba kaçıncı mojito'da.. etesi gün kaçıncı birada.. kaçıncı muhabbette.. kaçıncı ahhhhhh'lardayken.. black bana habire pek de haklı yere söylenirken.. ankara işte bildiğin.. odtü'ye gidecektim.. muhabbet ağır bastı.. patron'a uğrayacaktım.. muhabbet ağır bastı.. üstüne dans bile ettim.. kankitom okursa çok şaşırır.. kankitomu da özledim.. bi yerlere gidesim var istanbul hariç.. ama aynı zamanda şu odadan çıkasım da yok.. sigaralar.. tütsüler falan lazım gani gani.. kırpık da geldi az önce.. canı sıkkın.. canı çok tanıdık bir hikayeden sıkkın.. otuz yaşıma geldim.. şunca az şey beklerken karşıdan.. bana "hiç" i veren utansın.. konulu sohbet işte.. bunca zaman burda bolca okuduğun türden.. dert aynı dert.. çözüm ortada.. uygulayacak akıllı kadınlar aranıyor içimde... haftasonu sevgili dostumun doğumgünü.. ona güzel bir şeyler yapmak lazım.. önce bi yemek.. sonra dağda müzikten kafamız ağrıyana.. gözlerimiz yaşla dolana dek tepinelim mesela.. sabah olsun orda.. içkiden değil de.. yorgunluktan dönsün başımız.. haftasonu bunu yapalım evet... ve sonra.. içimde bir takım adamlar var.. hepsini toplasam.. hepsinden bir parça alsam.. ancak bir tane "adam" çıkaracak türden beşerler.. mükemmel insanı yaratsam.. yanıma alsam.. bugün cimcoz'a da söylediğim gibi.. x'in duygusallığı.. y'nin tutkusunu alsam.. içindeki dengesizliği atsam.. elimde kalan artık parçayı koysam sırt çantama.. hayat boyu onunla dolansam.. haa bi de ne oldu.. artık deli midir.. sapık mıdır yoksa o da mı hayattan muzdarip bilemem.. hayatında bir kadına köle olmak gibi bir amaç edinmiş.. bir ilişkisi olan ama ayrıyeten bir kadının boyunduruğu altına girmek isteyen.. kendini denek ilan eden biriyle de tanıştım.. bir yaşıma daha girme olayı da bu olsa gerek.. bir de bunu deneyecekmiş.. tey tey tey:) ve yarın 23 nisan.. neşe dolmuyorum.. çünkü bu milli bayram benim history sayfasında sevimsiz andığım bir güne tekabül eder.. bu sene de onuncu yılı.. ömrümün on yılı.. hatırlamamaya çalışmalı.. başarmalı... ankara'da gece vakti lojmana söylediğimiz pizza da muhteşemdi bu arada.. o peynirli nevaleler de süperdi di mi bro? she's cold as the night.. high as the trees.. slow as you like.. sadie... of of.. ama ben karar verdim bu sefer.. black kardeşimin tavsiyesini dinlicem.. zaten o tavsiyeyi ben kendime bir süredir veriyordum da.. rahat bırakmıyorlardı.. bırakmıyordum belki de tamam itiraf ediyorum... biraz da suskunluğun tadını çıkaracağım bundan böyle.. bundan böyle.. böyle... akşam spora gidiyoruz.. ben.. kırpık.. miniş ve domuz.. koşmak lazım.. terlemek ve sıvıyla atmak lazım bedendeki üzüntüleri.. alkol kalıntılarını.. o'nun kalıntılarını... yalansan yalanı severim derdim.. vazgeçtim.. sevmiyorum.. hayatımda sen gibi bir yalan istemiyorum... sanırım bu akşam biraz daha hızlı koşarsam senden kalan ne varsa çıkar gözeneklerimden.. sonra eve gelip bi duş.. dostlarla içilen bi türk kahvesi.. bi sigara.. üstüne bi uyku.. :) yok yok.. iyiyim ben gerçekten.ç. ordan öyle görünmüyor olabilir.. ama kendimi bu kadar iyi biliyorum ya ben.. bunu da böyle atlattım ben.. şimdi biraz zaman.. biraz çiviyi sökmeyecek çivi lazım.. bi de bu haftaonu gerçkten tepinmek lazım.. eğlenmek lazım.. alkolü az hareketi çok bir gece lazım bana.. kırpık da geldi.. giyinsene hulen diyor.. kızıyor.. ve içimdeki her şeyi yazacağımı söylediğim bu yazı pattadanak bitiyor... devam eder elbet...
Inside her is the suburbs, in the sodium lights and the streets In the parked cars and the pretty parks, and in every lonely disease In the new loves under covers, in the cold touch of the right In the dead flowers and the silent hours In the nightclubs and the fights
Cold, cold as the night, high as the trees, slow as you like Oh you know she's she's cold, cold as the night High as the trees, slow as you like... Sadie
Inside her is the suburbs, in the old front room in the rain In all the bad days and the music that plays In the bored kids and their games In the new loves under covers, and all the young mums And their worlds Who are left at home when all the kids have grown watching the pretty young girls
Cold, cold as the night, high as the trees, slow as you like Oh you know she's cold, cold as the night High as the trees, slow as you like... Sadie
Oh and I've got to take it, and I've got to fake it And I've got to use her, and I've got to choose her And I've got to feel it, and I've got to steal it And I've got to be... Sadie
uzun zamandır yapmıyordum... uzun zamandır ne dinlediğimi seninle paylaşmıyordum.. eğer şimdi yapıyorsam.. altında da sözlerini yazıyorsam... demek ki bir nedeni var... :(
zor oldu ama anlaşıldı... sevdiğimi sandığım adama az önce -kendimi de aşarak aslında- bir kez daha onu özlediğimi söyledim.. ve birçok şey daha.. ziyadesiyle sevilmiş ve de özlenmiş olmaktan gerek -hiç farketmese de- sahip olabileceği en soğuk ve de en yabancı haliyle bana: sen benden çok küçük şeyler istiyorsun ama bunlar beni yoruyor.. hayatımda bir sürecin içindeyim ve bunun seninle ilgisi yok ................... dedi.. ona "bana bir şey söyle bir cümle kur içindekileri özetlesin" dedikten sonra bana kurduğu cümle tamamen ve sadece budur.. haa bi de şunu ekledi.. "son diye bir şeye inanmam.. bu gece için son budur.. ama başka bir gece başka bir şey söyleyebilirim" .. okuyana komik okuyana delilik geliyor olabilir.. okuyana ben de öyle geliyor olabilirim.. ama diyelim ki yaptıklarımın ve söylediklerimin yalnızca bir tek sebebi var.. bulanıklığı yok etmek.. gözlerin altındaki gerçekleri bir kez daha çarptırmak yüzüme.. ve o en kötü "yüzüyle" çarptı gerçeğini bana.. ben ağzından çıkanları yazayım ki bu deftere; unutmam mümkün olmasın.. unutulacak gibi değil aslında.. oysa bilmiyor ki.. benim bu gecemle yarın gecem farklı değil.. ama beynimin iç organlarıma müdahele ettiği, yönetimi devirip başa geçtiği.. evet aklımın başıma geçtiği gece bu gece.. ona "bak senden uzaklaşıyorum ben içimde ve bu beni korkutuyor" dedim en samimi cümlelerimle.. inanmadı... aslında ona demek istedim ki.. "bak.. ben bu kadar debeleniyorum ama bitiyor.. bak ben senden gidiyorum... ben gidince dönemiyorum.. kırk yılda bir kalbim bi işe yarıyor.. bırak sevsin seni.. yoksa ben gene aynı ben olacağım.. sana karşı söylediklerime aldanma.. bir de başka bir ben var.. hazır o uyuyorken uyandırma.. uyandırmasaydın.. " ama olmadı.. bu adam bunca sevildiğine güvendi - hata bende mi çok sevdiğimi söyleyerek.. müstahak mı bu şımarık adamlara değersiz hissettirmek - .. susmayı tercih etti.. ama.. ama.. yani uzatmadan.. dolandırmadan.. şöyle ki... aylar geçecek belki.. belki daha da az... ben........ "ben ne yaptım" dicem... o.......... "ben ne yapmadım" diyecek.. kimin içi daha rahat olacak eninde sonunda.. versene cevabını bana.. işte hayattaki tüm çabam bundan.. o yüzden giderken içim rahat
almadım çaldım... aynı alınmadığımız.. sadece çalındığımız gibi...
çizmedim ben tabii ki... çok istememe rağmen.. genlerime rağmen... çizemiyorum.. bugüne kadar "al bunun üstüne yaz" dediklerinin dışında hiçbir eserini! çalmadığım sevgili dostumun bu eserini araklamakta hiçbir sakınca görmedim... hem çok bencilce hem çok "bencilce değil" bir sebepten..
bilmem kızar mı hakkında yazdığıma.. çizimini çaldığımdan daha fazla.. ama tanırız bunca zamandır birbirimizi.. kızarsa da kızsın... :)
doğumgünü falan değil.. antalya'da birlikte içtiğimiz.. hafiften sümüklendiğimiz akşamların ardından da yazmadım.. demek ki hiç haber niteliği taşıyan bir tarafı yok.. ama üzülüyorum be canım.. bazen kendime bazen ona.. ama genelde bizi anlamayan topluluğa.. biz ki toplasan 2-3 kez bağlanmışız birilerine ya da bir şeylere hayatta.. biz ki geveze görüntümüzün ardında çok az cümle kurmuşuz onlara.. bu hıyarlık niye ama niye.. ( bu cümlenin böyle bitmesi gerektiğinden emin değilim ya neyse )
içim bi tuhaf oldu bu çizdiğini görünce.. hikayesini bildiğimden değil.. sesindeki.. yüzündeki bıkkınlığı duyduğumdan ya da gördüğümden de değil.. aklıma önce kendim ( bencil dedim ama ) sonra kedi'm.. sonra konurcanım geldiğinden.. bu şanssızlıktan ( en kolay bu kelimeye alışıyor insan ) bu sıkılmalardan.. biraya vurulan bu sarhoşluktan.. bu belli olmayan yalnızlıktan.. dağlardan.. denizlerden.. uzak uzak şehirlerden.. aklıma gelen ve sana bahsetmeyeceğim birçok şeyden....
içim çok tuhaf oldu bu çizimden evet... kendi başıma gelenden çok üzüldüğümden.. o kalbini tek parça kesmiş en azından.. ya ben? toz duman.. darmadağın.. parçaları verdiklerimden geri alınmayı bekler...
ona söyleyecek bir şeyim de yok.. kendime yokken.. ben laf anlamazken.. ama "iyidir iyi" diye yaşarken.. "gel birbirimizi itelim falezlerden" demek geliyor bazen içimden... ama bak o elinde robot resim :) kalbini arıyor kaleiçinin sokaklarında belli ki.. belki bi gören çıkar da.. geri verir mi bu saatten sonra..
ya da belki son verdiğinde kalmalı.. nasıl olsa sende, bende, ve bir grup daha benzeşen beşerde bundan epeydir yok.. e yaşayabildiğimize göre.. bırak be canım.. bırak onda kalsın.. belki beynine bizi hatırlatır...
ve bu çizim çok üzdü beni konurcanım..
dibine not: konurcanım kim dersen.. uğraştırma beni.. altta bi link olacak.. "zoo" diye.. orda..