dost kervanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dost kervanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 08, 2009

devir haftaları birer birer.....


hey ho let's go...... ben demesem de... the weeks come and go.......
mart'ı beklerken mayıs oldu....... günler böyle hızlı geçer gider oldu....
bak son zamanlarda neler oldu....
  • istanbul oldu..... her zamankinden farklı şekilde.... çalışıldı falan... üç gün iki gece geçirildi.... barış'tan ne kadar sağlam bir dost olabileceği bir kez daha anlaşıldı...
  • ece ile tanışıldı.... gece geç saatlere kadar tophanede bir evde.... tv'de bisiklet yarışı eşliğinde.. yarı yerde yarı kanepede.... biraz dün biraz bugün konuşuldu... ne kadar güzel ki.. hiç yarın'dan bahsedilmedi.... çok güzel bir salata yendi... sıcak insanın iyiliği hissedildi... bir de yükseleni aslan olan koç kadını analizleri beni bile şaşırttı.. evet evet o benim:)
  • istiklal'de yağmurlu bir mayıs sabahı dost bir elin taşıdığı şemsiyenin altında alışveriş yapıldı.....
  • kaymaklı ekmek kadayıfı komasına girildi.. özsüt'te insanların ortasında bebeğinin bezini değiştiren ve ortamı bok kokusuna boğan ebeveyn taklidi yapan iki odunla tartışıldı....
  • mecidiyeköy'e gidildi... mecidiyeköy'de uyundu... uyanıldı...
  • canımı sıkan bir insan daha alenen hayattan atıldı... hem de.. pardon canım sıkıldı... ben gidiyorum ve bir daha buraya gelmeyeceğim diyerek... tey tey kızım sana tey tey.... düşünülmedi bile... acaba üzdüm mü diye....
  • kadıköy özlendi.... gidildi... çok güzel bir alışveriş sonrası.... kargada içilen long island iced tea eşliğinde kankito ile uzun bir telefon konuşması......
  • bostancıya uğrandı.... orda yaşayan bir arkadaş arandı... dur orda kıpırdama geliyorum diyen bünyeye hürmetle deniz otobüsünün kalkmasına 10 dakka kala hızlı bir hasret giderme yaşandı:)
  • ve o deniz otobüsü denizin ortasında bir müddet bozuldu... yandaki yaşlı kadın ufak bir komaya girdi çıktı.....
ve istanbul sonrası.............

  • hafta başından beri oğlak yiyelim piknik yapalım muhabbeti dönüyordu lisede.... tamam arkadaşlar o hayvandan yemem ama rakı varsa elbet ordayım.... yani olay hamit olunca 20 kişi bir günde nasıl organize oluyor.... :) çarşamba günü hava güzel... ok gidiyoruz... ben hayvan yemem abi.. tamam sen gel sana başka şeyler alırız... toplaş üç kişi migros ekibi... bin tane domates hıyarto.. meze vs.... sonra okul müdiresinin evine varış.... nuray ve ben mutfağa geçer.. zaten benim girmemle hocam mutfaktan seslendi: dideeemmmmm.... gel buraya salata yap:) yaparım müdürüm amirim.... o sırada ahmet dolanır durur... ne bu denetleme ekibi mi:) o sırada salata olayı bitti.... hım ne yapılacak şimdi.. nihat enişte geldi... tamam bi araba gidelim... hayvan alınacak edincikten daha.... doluş tekrar... ama var ya.... yani arkada oturuyodum dobloda... bagaja hayvanın ( tandırdan çıkmış iki tepsi oğlak ) girmesiyle bi lokal anesteziye maruz kaldım resmen... ben "boooooooooooo" derken ahmet'in "oooooooh" demesi de bir hayvana bakışın ne kadar farklı olabileceğini gösterdi:)
  • sırayla piknik yerine varıldı..... 3-4 saat boyunca denizin kenarında... yenildi içildi... ertesi gün okul yokmuş gibi:)
  • veeeeeeeeeee...... haftanın olayı.... odada oturuyorum dahili telefon.... pek de kıçımı kaldırmam aslında telefona netekim bi on metre falan ilerde.. ama kalkmış bulundum...
- didem hanımla görüşecektim..
- buyrun...
- didem ben özlem....
- hangi özlem..
- erzurumdan.. ( nasıl yani hani şu ordaki herkesin hayatını mahveden... insanları işinden eden.... hayatta ciddi nefret ve kin beslediğim 2-3 kişiden biri.. hani diyorum.... insanların bir dağ başında kurdukları hayatın darmadağın olmasındaki koca parmak.... namusuma laf eden manyak.. dostlarımı ağlatan manyak.... )
- efendim özlem... ( bu arada bu hatun buralardan bi yerden.. tüm yaz dua ettim bi yerde karşıma çıksın da ağzını burnunu kırayım diye )
- öncelikle seni tebrik ediyorum didem okuldaki konumun için.
- teşekkür ederim
- şimdi ben bu okula bi başvuruda bulundum... sonra benim cv'de erzurum olunca tanıyor musunuz falan.... beni istanbul'dan sana yönlendirdiler.. önce didem hanımla görüşmeniz gerekiyor kendisinden randevu almalısınız dediler...
- pazartesi gel.. 3.30da..
- şimdi ben izmirdeyim.. pazartesi orda olurum..
- ok..
- ha didem... şunu söyleyeyim.. orda olmanı kendim için bir avantaj olarak görüyorum...
- hoşçakal özlem...

  • vay be.. vay be... vay beeee..... yani ilahi adalet inancım kuvvetlidir ezelden onda bi sorun yok.... bir şeyi çok istediğimde de hep olmuştur.... benim gerçekten canımı acıtanların canının acıdığına da hep tanık oldum.... ama bu çok çabuk oldu... mügeyi aradım hemen... "yuh ... nasıl aradı seni bee.. yüzsüz".... sonra küçük bir mail trafiği erzurumdan edinilen dostlarla.... anında gelen yanıtlar hep benzer.." manyak olduğunu biliyorduk da.. bu kadar mı manyak".....
  • okul müdürüne anlattım.. hiç çağırmasaydın dedi.... yok gelsin.... gelsin.... beni ve sevdiklerimi acıtan, hayatlarını dağıtan, onları işlerinden olduran kadın iş görüşmesini benimle yapsın....
  • ve yarın.. güneşli olacağını sandığım bir ctesi sabahını okulda geçireceğim için yüreğim parçalanmakta.. bursluluk sınavı sağolsun :(
  • pazar günü için koşmak.. top oynamak.. bisiklete binmek.. bora ile fayans süslemek.... nuni için muhteşem bi analar danalar günü hazırlamak gibi planlarım var.....
  • ptesi haytamın doğumgünü..... 9 yılımın en büyük kazancı.. hayatımın miladı... iyi ki doğacak...
ve sounç:

  • can yakmayacaksın.... vicdanı rahat yaşayanlar bunun verdiği huzurdan anlayabilir ancak rahatsızlığın vereceği sancıyı....
  • ve can yakmayacaksın...
  • ve bile bile can yakmayacaksın... bir şeylerden korkun olacak hayatta....
  • dünya küçük ..... acaip küçük....
  • dostlar güzeller... güzel oldukları için dostlar...
  • bir kadın sevdiği adam için her şeyi yapabilir.. ama bir erkek asla yeterince sevemez....
  • ve... bile bile can yakmayacaksın..
  • insan eksiltmeyi bileceksin icabında...
  • huzur... iç huzur.. var ya... o var ya.... neyse..

ps: ve sen.. er oğlu er..... sustuğun ne varsa büyüsün içinde......

Perşembe, Aralık 18, 2008

fena

koymayacaktım..... dayanamadım............ bunu da bilin anasını satayım..... artık çekiliyorum bir müddet..... under construction.... çok yorgun zira....


Ne desem………………

Nasıl olsa inanmaz bana…

“Kış” da desem….. olmayan beşinci bir mevsim de koysam 12 ayın arasına…. Kendimle çarpsam…. Alkol katsam…. Yalnızlık çıkarsam….. üç güne bölsem.. gene de bilmem kaç vakte kadar yol görünmez bana…..

O ve bu yüzden hiç bahsetmeyecektim….

Bir kez olsun tutacaktım hiçbir şey yapmadan kendimi… olmadı.. olamadım.. olduramadım… erkenim geçim yok ki benim…. Öncem zaten yok.. her gün bir milat; sonram görünmüyor sihirli bir kürem yok….

İfade etmek de zor… zira muadili yok….

Aşık desen değilim.. hani her gözümü kapadığımda önünde bir “o” da belirmiyor… bu duygu beni bugüne dek bir yere götürmedi de zaten… çok eskiden yazılmış şiir taklidi satırlarda kaldılar.. zaman aşımından yok oldular…. Hani “çok seviyorum ulan seni” de değil…. Daha önce yazılan bir yazıdaki gibi “sığınılacak liman değil sevilecek adam” benzetmesi yapılabilir…. Erkek böyle oluyormuş çünkü….

Mesela…

Madem klasik olarak anlatamıyorum kendimi…şöyle diyeyim…. Evinin merdivenlerini sevdim onun…evi kaybolmadan bulabilmeyi sevdim… ( ki ben ve kaybolmamak J ) zor açılan dış kapıyı tek hamlede açabilmeyi sevdim…. Sonracıma…. Balık aramayı.. yıkamayı.. ayıklamayı.. pişirmeyi sevdim…. O balıkları yemekten ziyade onun yemesini izlemeyi sevdim…. Hatta onun kardeşinin yemesini bile sevdim… battaniyeye sarılıp call of duty izlemeyi sevdim…. Biraz daha kalsam TV izlemeyi bile sevebilirdim… duşta soğuyan suyu sevdim… bir gece yarısı ona gidebilecek kadar rahat ve yalın hissetmeyi… anlatabilmeyi.. anlaşılabilmeyi…

ve tüm bunlardan daha da ilginci… hayatımda ilk kez bu sevmeleri abartmadan hissedebildim…. Hani karidesler var ya sık bahsettiğim.. kalpleri beyninde olan yegane hayvanlar… öyle oldu aynen…

belki de bu sakinliği, ya da durulma hissidir beni bu derece çeken… dedim ya nasıl olsa inanmaz bana.. bir etiket var üstümde hak ettiğim üzere… kadın deli gibi yaşıyor.. her önüne gelene bağlanıyor… şimdi ne desem .. ne o ne onlar hatta sen bile inanmazsın…. Ne aradığımı.. aramadan bulduğum anda gelen bu heyecanın ne denli yerinde olduğunu… sırf bu yüzden içimde tutmak gibi bir karar verdiğimi.. ama özümle çelişemediğimi, onunla kavga etmek yerine söyleyip çekilmeyi uygun gördüğümü anlatsam da sayfa sayfa, anlamaz….

Yaşam zaten karman çorman… ben o yüzden hep basit düşünmeyi seviyorum…. Günler zaten yoruyor… bir de insanlar yormamalı birbirini…. O yüzden ondan hiçbir şey istemiyorum…. Sırf bu kadın benle birlikte oldu, birkaç gün geçirdi… oyunu bozdu denmesin diye…. Susma hakkımı kullanıyorum…. Çünkü huzur verdi… yıpratılmayacak kadar güzel bir erkekti… onu karıştırmamak lazım…. İstediklerine saygı duymak lazım… içimdekileri döküp saçarken onun eline ayağına batırmamak lazım… kırılırsam da ona batıp kanatmamam lazım.. bulunduğum noktadan farklı görünüyorsam onu bir an önce silmem doğrusunu yazmam lazım… boşluklar varsa cümlelerimde, hemen “fill in the blanks” yapmak lazım…. Çünkü bu kadın da kendini yükseklerden derinlere atmaktan gördüğü hasarı kolay gideremiyor artık…… ne abartıp kendini kaptıracak, ne hata yapacak ( ki yanlışları götüre götüre doğruları kalmadı ) belki de en doğrusunu seçerek.. içindekini saklamadan susacak……….

Bana inanmamak için çok sebebi var…. Kaçıp kurtardığı, yıprandığı şeyin hemen ardından hissettiğim huzur sanılır sebep… yanılsama ihtimali katılır hesaba.. ama rakıya katılan su değil bu… benim dengesiz görünen her kararım son derece net, ani görünen her cümlem en az bir paragraf öncesini içeriyor… ama anlatamam ki kendimi.. .saat çok geç bende… ben ona bir şeyim.. ama anlatamıyorum ki… yok işte… ne desem inanmaz ki.. belki bir tek şekilde inanabilir bana… eğer o da aynı şeyleri yaşadıysa.. sadece sevişmekten değil dokunmaktan da keyif aldıysa… gün içinde özlediyse… meraklandıysa… vesaire vesaire ise….

Ne desem inanmaz bana…

Değiştirelim artık şu özneyi…. Ne desem inanmazsın bana….

Ve hatta…

Gizli olmasın o özne artık…

Ne desem “sen” inanmazsın ki bana…. İnandıramayacak kadar çok hata yaptım hayatımda… ve ne ironik ki bir çoğunu da anlattım sana kısa zamanda… ama içim dışıma çıkmış bir kere.. madem sen girdin içime sen de çık… sonra koyarım önüne kendine bakarsın o olur en fazla benden yana…. En azından ben kendime inanıyorum bu sefer… içimdeki şeyi biliyorum.. ne olduğundan ziyade ne olmadığını, ne yapacağımı değil de ne yapmayacağımı biliyorum en azından…. Ayaklarını yere bastırdım içimdeki kızın artık…. Henüz ve hala ayakları varken…..

İşte o ve bu yüzden… başladığımız noktaya dönersek….

Olabileceğim en açık halimle ellerimi çeneme dayayıp düşündüğümde…

Elimde…birkaç gün var huzur içinde keyifle geçmiş…. Elimde beni ben anlatmadan da anlayan bir adam…. Seviştiğim bir adam var…. Bana kalsa… ki bana kalmıyor genelde böyle işler…..bana kalmadığı için bilemiyorum belki daha fazlası belki azı belki hiç belki de her şey var…. Artık orasını da ben yazamam…

Tüm samimiyetimle –ki sanırım bir ondan şüphe etmez, etmezsin- senden ne istediğimi bilemiyorum…..ilk kez kendimi bir şeylere kaptırmadan.. yuvarlamadan yokuş aşağı, sakin sakin yürüyorum…. Senin bir şeyin olmak istiyorum ama bunu şimdi mi istiyorum.. ya da nedir o “şey” onu da bilmiyorum….. bu noktada kendimi tutuyorum…. Yeter de artar bile şimdiye dek çıkan…

Bilmem ki rüyasında senin öldürülmeni izleyen bir kadın imajı korkutur mu seni şu noktada.. ama bilirsin tanırsın beni az çok.. içimden gelmese, gelmesen.. yazmazdım… içimden çok gelmesen de tutardım olduğu yerde… ve aynı bilinmişliğe güvenerek, şu noktadan sonra senin üstüne gelmeyeceğimi, herhangi bir kaprisim olmayacağını, rahatladığımı…. Seni düşünerek ya da özleyerek bir müddet yaşayacağımı ama bunun suyunu çıkarmayacağımı… belki yarın senden utanacağımı…. Bu delilik dolu geçmişimle yanlış anlaşılmadan değerlendirilmek için bilmediğim tüm duaları okuyacağımı da tahmin edersin…. “deli misin be kadın” demen yaralar belki de….. “sen de her önüne çıkana aşık oluyorsun sana güven olmaz” demen öldürür muhtemelen…

Ve ilk kez bu kadar yoğun düşünüp yazdığım bir şeyi koymayacağım bloga… kimse bilmesin…. Sol elimle kalem arasında kalsın sahibine ulaşsın, beni anlasın.. yeter….

Bana kalsa… bana kalsa..ben sana neler neler derim sayarım da…

Noktalı virgül… geçmiş olsun bana…

Cuma, Kasım 28, 2008

3 ve 4

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

ölümü gör dinlemezsen:)




haha.. valla bakarım play counta...
ya ben bi de bu diziyi izlesem ne olacak.. ama bilimkurgu konusundaki düşüncelerim malumdur.. zaten hiçbir dizi, film vesaire konusunda fanatikliğim yok.. - belki bir ya da iki - neyse kapatalım bu konuyu.. :)
ya bak şimdi aklıma geldi bende epey bi dizi soundtrack'i var.. bi gün taa spawn'dan başlasak ( ne güzeldi onun animasyon dizisi. Cine5 mi verirdi neydi ) dexter, prison break falan çarpıştırsak.. ( sonunda battlestar galactica'yı birinci çıkarsak ) ve bunu hatta Sunipeyk'te yapsak.. ne zamandır pisletmiyorum orayı..
neyseee...

neler oluyo..
bu gece itibarı ie kırpık ve çağın nişanlandı..
bugün gene ocaklar'a doğru bisiklete bindim.. dönüş yolunda bi motosikletli takıldı.. komik bi şekilde gidiyo, duruyo bekliyo.. sonra ben yanından geçince o da devam ediyo.. bu böyle tüm yol boyu devam etti.. hayır insan böyle bi tacizden nasıl bi zevk alır.. şehir içine geldiğimizde de devam etti.. nerdeyse kaza yapıyoduk..adam sahildeki dövmeci çıktı bu arada..
başkaaa...
Bora geldi hoş geldi.. onun gitgide büyüdüğünü olgunlaştığını ve çok tatlı bi adama dönüştüğünü görmek acaip keyifli.. sabah erken saatte bisikletle çıkıyoruz.. hale gidip canlı balık alıyoruz.. geçen gün birlikte ilk trafik denememizi de yaptık.. başarılıydı..
haftaya cuma işbaşı.. çooooooooook erken evet.. dolayısıyla o vakte kadar yazmakta olduğum oyunu bitirmem lazım.. bu sefer Çehov'un bi hikayesine dadandım.. güzel oluyo güzel.. bi müzik aşamasına gelsem.. ya ne düşündüm bu oyunları toplasam.. okullara satsam memlekette köşeyi dönerim .. nitekim okullarda en büyük sıkıntılardan biridir.. dur ben bunu bi düşüneyim... hatta yanında müziklerini de vereyim...
ctesi istanbula gitmeyi planlıyorum.. dövme için randevulaştık Erdoğan abi ile.. sabahtan gidip, öğleden sonra kendimi dövdürüp, buddy ile buluşulacak.. kankitom da çağırıyor edirneye.. hatta Trakya'nın alkol fışkıran toprakları da çağırıyor.. ama ptesi iş gene anacım.. bakıcaz neyse... - şimdi kankitomun tahmini yorumum "andrigot sen buddy ile buluşursan kalırsın orda o gece" olacaktır:)))
ya başka da bi şey yok..
aslında deniz kenarında yaşayacak olma fikri içimi kıpraştırıyor.. her sabah kalktığımda görmek, kışın yağmurlarda fırtınalarda bomboş kalacak bu kentin sahilinde oturup onu izlemek, resimlendirmek.. orda oturup yazmak, içmek, ıslanmak.. hadi artık sevgili tatilciler bi s.ktir olun gidin, bana bırakın mekanı..
bi de uzun zamanlardan sonra ilk defa TV açıyorum bugünlerde.. düşüncede bi değişiklik yok.. haaala zaman kaybı olduğunu, onun başında oturacağıma gider sahilde koşarım, bisiklete binerim, bi feribota atlayıp adaya giderim, bi trene biner antepe giderim düşüncesindeyim.. ama yaz ekranı diye bişey var ve korkunç ötesi.. haber ve evlenen insan dışında bi numara yok.. haa bi de kim kiminle programları.. TV sesi beşinci dakkadan sonra ciddi anlamda tahribat yaratıyor.. kitap bile okuyorum bea:)) - yok valla sadece Adam Fawer faktörü.. her yaz bi kitap yazıyo saolsun benim için:)
bu arada demeden geçemicem.. kankitomla eski zamanlardaki sıklıkla irtibat halinde olabilmek güzel geldi.. ya insan bir şehirde bu kadar mı uzak olurmuş her şeye.. evet onun için gittim biliyorum.. ama öyle uzak, öyle ölü, öyle bambaşka bi şeymiş ki yaşanan orda.. onu uzaktan anlamak zor.. o şehri biliyor olmak da yetmez.. benim yaşadığım yerde yaşamış olmak lazım.. yaşadığımı yaşamak lazım.. ama ben ne kadar uzakmışım.. ne kadar uzakmışım.. her şeye.. kankitoma.. denize.. doğduğum şehre.. şimdi ise yakınlığın keyfini yaşıyorum.. uzak olunca değerlenen şeyler - şeyden kasıt insan - ve aslında o değeri haketmeyen şeyler, yerini bi sürü dosta, güzelliğe, yeni şeylere bıraktı.. oh...
bi de bu empatiyi okumamla ilgili psikolojik bi bozukluk gelişti bende.. böyle düşüncelere girme falan.. ya gülmeyin.. ya da gülün anasını satayım.. kimi neyi düşünsem çat oluyo.. en olmadık adamlar mesela aklımdan geçerken bi bakıyorum mesaj yollamış.. lisedeki en iyi arkadaşım vs.. son 3 gün içinde 4-5 kez oldu.. dün gece saat 2de oldu.. o saatte sekizinci rem'inde olması gereken adam bi baktım messengerda şeyediyo bana..

şimdilik bu kadar...
pazardan nefret ediyorum... pazartesi olsun yazarım

Perşembe, Temmuz 17, 2008

..


bu sefer çizdiği şeyi çattadanak buraya koymaya yüzüm tutmadı.. ben ona en az elli kez dedim "olm sen çiz ben yazayım" diye ama o tembel işte tembel.. ben de nasıl olsa kızmaz diye çalmıştım bir kez ama ikincisini yapmak artık insanlığa da sığmaz di mi:)
o yüzden şuraya bakmanız lazım.. akademik dürüstlük böyle bir şey olmalı...
şunu yapmaya uğraşmadığım bir günüm olmadı.. belki de ondan habire kaybediyorum haberim yok:)
ha onun dışında ne yapıyorsun dersen.. bu "aklımın evine varma" sevdasından ve de artık kafamı hiçbir şeye toplayamadığımdan "bir kendime gelene" dek dolanıyorum.. bu dolanma mevzuunu zaten bilirsiniz ezelden beri sevdim:) bu aralar bir de amaç katınca tadından yenmez oldu.. önce memlekete gittim bi haftasonu.. bi boğaz.. biraz bira.. bir miktar eski dost falan.. sonu beter oldu.. dönerken gene sinir harplerine maruz kaldım..
sonra bir gün iskeleden geçerken.. "ya kaç senedir buraya geliyorum.. burada yaşıyorum.. şu feribotlara binip bi yere gitmedim" dedim.. kendimi ilk kalkanla denize attım.


ahanda böyle bi şey oldu... Avşa'ya gidiyormuş kendisi.. hiç de ıssız olmayan bir ada modeli.. ama ada fikri yetti.. 2 saat deniz üstünde öylece yol almak bile yetti hatta... gider gitmez tuhaf ve komik bi kadınla tanıştım.. Havva Ana.. heh.. bir yere yerleştim.. çantayı attım odaya.. bi de şey var orda.. tek kişilik oda vermiyolar.. hatta biri şey dedi.. "bir bay bulsana yanına.." yuh ama yuh.. ben niye gelmişim sen bana ne diyosun.. aynı bu noktada konurcandan bi arak daha yapıp iki mide çizimini mi şeyetsem.. yok yok..
neyse sonra hemen biralar alındı.. gün batımı var orda.. adayız ya.. kaçırmamak lazım.. valla gerçekten de güzel battı... onu batırırken birkaç defa asphalt world, cinema, bol tom waits.. bol keith jarret ( evet dinledim.. okuyosan duy sesimi:) - o gece sabaha karşı dinlediğimiz gibi değil ama dinleyebilmeyi başardım ) dinledim... şöyle oldu..


tabii dinlenen müzik ve gün batımı ruh halinin gene içine etti.. gidildi balık yenildi.. biraz iyi geldi.. ( ama bizim mutfakta son gece yenilen somona benzemedi di mi ) gün batımı önünde fotoğraf çektiren aynı ayakkabıları giyen çiftlere bakıldı.. tam vıdı vıdı yapılırken birden dank etti.. "pardon da.. çekirdekleri ve aynı ayakkabıları olabilir.. ama an itibarıyle kimler daha mutlu dersin".. sonra sustum. Biraz bisikletle biraz bisikletsiz dolandım durdum.. biraz daha içtim.. ( hem drink hem smoke manasında )
ve sabah oldu.. 5'te çıktım odadan.. 6 feribotu için iskeleye giderken.. bir çay içtim sahilde.. gün yeni aydınlanıyordu. Güzeldi.. Ya da hiç güzel değildi.. ya aslında bu günün saatlerine falan takmamalı bu kadar di mi.. mesela öğlen vakti üvey evlat mı.. hiç atraksiyonu yok diye sevmemek mi lazım:) tamam sustum..
bindim feribota döndüm işte o oldu..
tabii yetmiyor.. kendime getirmiyor... dün gece ordan taşıdığım şarapları içtim...
gene olmadı.. - e yalan yok olmadı napayım - öğlen kalktım ocaklar tarafına doğru bir bisiklet yolculuğu yaptım.. fazla değil 20 km falan.. o biraz keyif verdi..
yarın...
yarın falan da yok...

Pazar, Temmuz 13, 2008

full stop



işte buydu üç gün önce yazılan... bugünü bekleyen..

sana bunu şimdiden yazıyorum çünkü cuma günü oraya gelmeyeceğini, haber vermeyeceğini, ne hissedeceğimi şimdiden biliyorum..
belki de bunu kendime bile bile yapıyorum.. sana nerde olacağımı söylerken aslında "gelmesin de iyice kırılsın kalbim" diyorum içten içe.. çünkü minicik de kalsa.. geride kalan bile seni seviyor şu anda.. yokolsun ki sen de yok ol...

ileti geçmişlerini okudum bugün.. söylediklerini düşündüm.. erzurumdaki günleri..
hayatımı düşündüm..
hayatını düşündüm..
seni haklı çıkarmaya çalıştım her seferinde.. dünyaya bir erkeğin, dünyaya senin gözlerinden bakmaya çalıştım.. anladığıma şaşırmadım.. birçok şey haklı çıkardı seni..
ama bir şey vardı ki..

aşk falan değil bu.. ben o kadar basit bir duygudan ağlamam bu kadar.. o mutlu ya da mutsuz eder beni.. yok da olabilir var olduğu kadar.. o bir ihtimaldir.. onsuz da yaşanabilir.. terk edersin.. terk edilirsin.. durmaz ya dünya.. bi itersin döner yeniden.. güzel sevdim güzel sevildim.. her zaman bitme ihtimali vardır.. yaşanan kar kalır.. ama zararın neresinden dönülse kar değildir işte.. sen bana onu yaptın.

bunu buraya yazınca.. okuyan herkes anlayacak.. ama sen anlayacak mısın bilmiyorum.. sana aşık olduğumda da buraya yazıp biri çıksın söylesin ona demiştim.. gene yardım ederler sanırım.. çünkü bazen kim yakın kim değil belli olmuyor.. senden çok yaklaşanı olmamışken şimdi görünmeyecek kadar uzaktasın.. ufkumda bile yoksun..

nasıl desem ki sana..
hazmedemediğim ne..
ben ki her zaman açıktım.. ben sana neleri açtım.. bu sana bir sorumluluk versin diye değildi ki.. ben seni elinden tutup sürükleyecektim.. çabaydım boktan hayatlarımızda.. sen gitsen de olurdu gelsen de olurdu..
ama..
ama işte..
zaman.
zaman vermez miydim sanıyorsun.. ama sen benim bir gece otobüste nasıl ağladığımı biliyor musun
bir günlüğüne trakyaya gidip gelirken o saatlerin ne kadar uzadığını.. o yolda yalnız olmayı...
çay içerken bile gözlerinin dolmasını
..
ya ben sana daha açık söyleyeyim..
en açığını söyleyeyim..
ruhunu bedenini geç... hayatını açtığın erkek tarafından
adam yerine konulmamayı kabul edemiyorum
terk edilmeyi bile hak ediyor olabilirim
ama bu duyguyu yaşamayı reddediyorum.

dibine not: dünyaya neden başkasının gözüyle bakmaya çalışıyorum ki.. o haklı olsa kendince.. ne yazar.. kendi gözleriyle kendi dünyasına bakmaya korkan bu adam için... olmamalı böyle.. diyerek .. kendi gözlerimi kendi yoluma diktim.. ve kendi tarafımdan görünce.. öyle bir koydu ki yapılan..
dibine not2: cuma gecesi sevgili subraindog'un söylediği bir şey aklımda hiç çıkmayacak hiç..
dibine not3: çok güzeldi konser.. ama ondan da güzeli.. sabaha karşı boğazın diğer kıyısına geçerken hissettiğim duygunun temizliğiydi.. az önce paramparça olmasına rağmen..
dibine not4: öyle büyük bir ders aldım ki... kimse "ben" kadar aşık olmasın..


fondaki müzik: Brett Anderson - The Asphalt World - Live at Union Chapel 07
ve ardından.. Brett Anderson - The Asphalt World - Mermaid London 08.07.2008 ( bu daha çok büküyor )
ve ardından Suede - The Asphalt World - Live at Phoenix 1995 ( buna bir şey demek zor.. yağan yağmurdan mı.. solodan mı.. davuldan mı.. benden mi bilinmez.. acaip bir son vuruş.. )
fondaki ruh hali: tamirdeyim gelicem..

Salı, Nisan 01, 2008

alıntı değil çalıntı


almadım çaldım...
aynı alınmadığımız.. sadece çalındığımız gibi...

çizmedim ben tabii ki... çok istememe rağmen.. genlerime rağmen... çizemiyorum.. bugüne kadar "al bunun üstüne yaz" dediklerinin dışında hiçbir eserini! çalmadığım sevgili dostumun bu eserini araklamakta hiçbir sakınca görmedim... hem çok bencilce hem çok "bencilce değil" bir sebepten..

bilmem kızar mı hakkında yazdığıma.. çizimini çaldığımdan daha fazla.. ama tanırız bunca zamandır birbirimizi.. kızarsa da kızsın... :)

doğumgünü falan değil.. antalya'da birlikte içtiğimiz.. hafiften sümüklendiğimiz akşamların ardından da yazmadım.. demek ki hiç haber niteliği taşıyan bir tarafı yok.. ama üzülüyorum be canım.. bazen kendime bazen ona.. ama genelde bizi anlamayan topluluğa.. biz ki toplasan 2-3 kez bağlanmışız birilerine ya da bir şeylere hayatta.. biz ki geveze görüntümüzün ardında çok az cümle kurmuşuz onlara.. bu hıyarlık niye ama niye.. ( bu cümlenin böyle bitmesi gerektiğinden emin değilim ya neyse )

içim bi tuhaf oldu bu çizdiğini görünce.. hikayesini bildiğimden değil.. sesindeki.. yüzündeki bıkkınlığı duyduğumdan ya da gördüğümden de değil.. aklıma önce kendim ( bencil dedim ama ) sonra kedi'm.. sonra konurcanım geldiğinden.. bu şanssızlıktan ( en kolay bu kelimeye alışıyor insan ) bu sıkılmalardan.. biraya vurulan bu sarhoşluktan.. bu belli olmayan yalnızlıktan.. dağlardan.. denizlerden.. uzak uzak şehirlerden.. aklıma gelen ve sana bahsetmeyeceğim birçok şeyden....

içim çok tuhaf oldu bu çizimden evet...
kendi başıma gelenden çok üzüldüğümden.. o kalbini tek parça kesmiş en azından.. ya ben? toz duman.. darmadağın.. parçaları verdiklerimden geri alınmayı bekler...

ona söyleyecek bir şeyim de yok.. kendime yokken.. ben laf anlamazken.. ama "iyidir iyi" diye yaşarken.. "gel birbirimizi itelim falezlerden" demek geliyor bazen içimden... ama bak o elinde robot resim :) kalbini arıyor kaleiçinin sokaklarında belli ki.. belki bi gören çıkar da.. geri verir mi bu saatten sonra..

ya da belki son verdiğinde kalmalı..
nasıl olsa sende, bende, ve bir grup daha benzeşen beşerde bundan epeydir yok.. e yaşayabildiğimize göre.. bırak be canım.. bırak onda kalsın.. belki beynine bizi hatırlatır...

ve bu çizim çok üzdü beni konurcanım..

dibine not: konurcanım kim dersen.. uğraştırma beni.. altta bi link olacak.. "zoo" diye.. orda..

Perşembe, Şubat 07, 2008

yalansan yalanı severim

bir insan..
düzeltiyorum.. bir kadın..
düzeltiyorum ben.. ben nasıl aynı anda hem çok mutlu hem de ölesiye mutsuz olabiliyorum.. nasıl oluyor da hem çok özel hem genel.. hem uzak hem yakın.. hem aşık hem öfkeli olabiliyorum.. ve tüm bunların üstünde düşünüyorum tekrar tekrar.. hepsi var.. ne eksik ne fazla..
ve hepsinden önemlisi şu anda içmeden nasıl duruyorum.. sanırım gerçekten büyüyorum .. sonunda büyüyorum... biraz eninde sonunda tadında oldu ama oldu..
hatalar yapıyorum.. bilerek seçtiğim için sonunda hiçbir zaman kendime kızmadığım.. yırttığım.. kurtardığım hatalar yapıyorum.. ama bazen kafamı öyle bir karıştırıyorlar ki.. netlikten gerçekten yana hiçbir sıkıntısı olmayan bu "ben" bile durup kalıyor.. durup kalıyorum... ne gidiyorum.. ne dönüyorum.. hani bir yazı vardı taa ne zaman yazdığım.. mahallenin delisi hatırlar elbet.. "bir cümle kuruyorum.. başlarken bi yenisine nokta koymuyorum.. bir nefes alıyor.. bir noktalı virgül koyuyorum.. devam ediyorum kaldığım yerden.." böyle bir şey olmalıydı sanırım.. ama bazen öyle bir şey oluyor ki.. değil cümleme bir noktalı vürgül koymak, kendi yazdığım cümleme gelip başkası bir nokta koyuveriyor.. nokta koysa iyi.. üç nokta koyuyor.. ve sanırım yine yazdığım şeyi bir ben bir muhattabı anlıyor o kadar...
halbuki ben ona bir defter dolusu cümle adamıştım... burçlara bağlayan da var bu deli dellenmiş halleri zaman zaman.. bu sabırsızlık.. bu içindekini tutamama halini doğduğum güne bağlayan bir zihniyet de var aslında.. keşke ben de ona bağlayıp tamamen kurtarsam paçamı bu sefer de.. ama defter bana bakar şimdi ben deftere.. defter susar.. o susar... bi ben susmaz.. bi de kalem... oysa bizim susmamız gerek.. yapamadık.. yapamadım..
oysa ben seçebiliyorsam... bana verilmiş bu yetiyi bu kadar hoyratça kullanıp tüketiyorsam zaman zaman.. onun da yapması lazım.. arada kalmamak lazım.. hadi beni geç.. ben kimim ki daha bu saatte sana.. ama kendine anlatması lazım.. ben kanarım..saflıksa saflık olsun.. ama o bir adam.. o yapan.. ben yapılansak sonuçta.. onun iç organları da sızlıyorsa az biraz... bakakalıyorsa bir geminin ardından... bana değil kendine laf anlatması lazım değil mi eninde sonunda.. insan karşındakine bahane üretir de.. kendini inandırmış mı olur gece yatağına yattığında..
ben de istiyorum böyle arada kalmak.. ben de istiyorum ben bir sonuca varamıyorum demek.. aynı anda hem "aklımdan çıkmıyorsun" hem de "karar veremiyorum" demek.. bunu bir kez de ben yapıp karşımdakine bu hissi yaşatmak istiyorum.. sonra bir ayna tutup dünyaya.. herkese göstermek istiyorum bir kelime bile etmeye gerek duymadan..
sıkılıyorum..
ızdırap umrumda değil.. o bedeldir.. kalan ya da giden olmakla ilgili değildir... o ızdırap kiminin çektiği kadar deşmez beni böğrümden.. deşse de ölmem ben.. hatta deşsin mümkünse.. ama doğru olsun bana... açık olsun.. kararsızlık kan kaybından götürür beni de istenmemek hiç koymaz...
karıştırmayın beni artık..

dibinin notu: anlatacaklarım var elbet ne yaptım ne ettim tatilde.. sonra ama... az zaman bana..
dibinin notu2: Joshua Tree'yi hatırlar konur elbet... artık bir ağaç daha dikmek lazım yanımıza..
dibinin notu3: bir de konurcanım bak ne geldi aklıma.. hani arabayı çizmesinler diyoruz ya... bi kulüp kursak... arabası her daim çizilenler ama ona rağmen arabayı aynı yere bırakmakta ısrar edenler... kaç kişi buluruz

edit: bu da tek güzel şey http://catlakpatlak.blogspot.com/2008/02/bal-sonradan-koydum-ben-zet-verdim-sen.html

Salı, Ağustos 28, 2007

kullanıcının süt geçmişi

öyle bir şey yoktur.. yani bu kullanıcının gerçekten süt geçmişi diye bir şey yok.. çocukken süt içmezdim.. hatta ısınan sütün ( kaynayan deniyor galiba :) çıkardığı kokudan olsa gerek.. sebepsiz yere kendimi bahçelere atmışlığı çoktur ( ki bahçe insanı değildir kendisi.. çocukken bile )
süt içtiği tek dönem bir dokuz aydır.. o da pek kutsal bi sebeptir malumunuz.. doktor süt içmelisin dedi.. mantıklı bir sebepti.. içti.. ondan sonrası da yok ..
işte bu yüzden cg bana white russian dediğinde ve ben muhteviyattaki süt'ü duyduğumda yok dedim kardeş bana uymaz.. gerçi inkar edemem adam bana olayın sütlükten çıktığını her türlü deney gezi ve gözlemle kanıtlamaya çalıştı.. ama ben laf dinlemedim.. yok canım kardeşim.. içkiye süt katmam ben.. güzelim votkaya yazık beeeee...
ama katılırmış efem..
ankara'daki son gecemde.. gerçi son+1. geceydi ( aaaa +1 dedim birol beycim.. bahsetsem mi.. yok sonra.. önce şu süt ve tükürdüğünü yalama konulu yazıyı bi bitirireyim ) sevgili tunalı'daki sevgili random'da.. sevgili adaş, müge, anıl, black ve sevileni. oturmuşuz.. du bi white russian mı içsem..
işte herşey bööle başladı.. ve durmadı.. iki tane orda..
sonra overall'da.. ama çalan grup çok iyiydi benim bi suçum yok.. orda kaç tane içtiğimi söylemiyim.. toplam sekiz oldu.. siz gerekli işlemi yapın canlarım.. bi ara "we're oneeeeeee but we're not the same" diye bağırıyodum.. bi ara yanımdaki adamın burdan çıkınca nereye gidiyosun dediğini.. bi ara o kafayla bile kendisine "evime" adlı güzide cevabı verdiğimi hatırlıyorum.. bi ara müge'nin garsonla tartıştığını.. ( dokuzuncuyu getirmesin diye ) ve de falan filanı hatırlıyorum.. velhasıl saat dört idi.. bol bol süt.. bol bol votka.. bilkent yolunda.. bıraktığım hatıralar.. ıslak şekilde..
ne oldu.. ankara.. sütlü bitti.. ve ben tükürdüğüm tüm sütleri yaladım..

Pazartesi, Temmuz 09, 2007

23 Kasım - bölüm I

O istemeseydi de yazacaktım ben zaten.. Hakkında söyleyeceklerim vardı çünkü.. Belki de.. şehrindeki son günde bir 17.30 - 19.30 arası, bira sayısındaki skor da 1-3 olmalıydı.. Benim biraz bulanmam, onunsa durulaşması gerekiyordu..Hani der ya en sevdiğim "şair" : derdini açman gerek dostunla tek atarak.. o misal yani.. öyle bir ortam, öyle bir zaman aralığı..
Kim dersen..
Sana kim olduğunu söylemem.. İsim vermeye gerek yok.. Kendisine de söyledim.."Bunun sana yazıldığını bir sen bileceksin, bir de senin gösterdiklerin..
Aslında "o", bu mekanda.. tarafımdan yazılmış bir yorumda.. bir rol kapmıştı büyüğünden.. ama onun da ben söylemem..
O..
Bir barda, siyah gömleği ile uzaktan bakarken farkettiğim.. galiba ilk önce gömleğine dikkat ettiğim.. ( hani siyah gömlek severler derneği gibisinden ) .. adından nefret ettiğim ( ama bilir sebebini kızmaz bana ) , kendine olan güvenini her zaman takdir ettiğim.. sağ dizinden problemli bir yay burcu erkeği ( yine )
Ben olduğum yerde dururken.. bilmem ki kaçıncı biramı kanıma karıştırırken ve "yoluna basıp giderken, su gibi akıp gider zaman" diye haykırırken, bir yerlerden çıkıp etrafımda görmeyi her zaman sevdiğim adam..ve bunu şu anda söyleyebiliyorsam ; bu, tekrarının olmayacağını bilmemdendir.. o da bu hikayenin en kötü kısmıdır, onu bilin..
O.. bir ahbap.. ben olsam başka bir sıfat bulurdum.. ama o, öyle diyor.. bazen kısaltıyor cümlelerini, bazen susuyor, bazen sevdiği filmi anlatıyor uzun uzun.. ama zaman az, zaman adi.. kendi de yazmış işte.. "çok geç tanışılmış" .. elinde yarım kalmış cümleleri..
o da ben gibi.. "karides" misali.. karideslerin kalpleri beyinlerindedir çünkü..onun da neyi sevdiğini bilecek kadar başında kalbi.. kendini zamana bırakacak kadar olgun.. çoğu zaman durgun.. sabahın 3'ünde Dream On çalacak kadar yorgun..
Keyifli bir adam.. "huzur" veren cinsinden.. nedir bilmem. .çok da tanımış saymam kendimi.. ama sözleir aceleye getirmez o.. sanki yıllardan beri düşünüyordur da siz daha yeni duyuyorsunuzdur..çok konuşma ihtiyacı yoktur.. düşündüğüne sayarsınız..
ben ona her baktığımda - gördüğümde demiyorum, baktığımda -bir önceki andan biraz daha fazlasını görüyorum.. her seferinde "zamandan" korkan bir adam.. ( ki vardır elbet geçerli bir sebebi ) ama beynindeki kalbini zamana bırakmayan bir adam.. ve sanırım şimdilik en çok bu yönünü seviyorum..
sadece bu kadar değil.. bunun bir ikinci bölümü de var.. ama film tadında, dizi değil..onu da yazacağım elbet..bu.. şimdilik.. ve biz gene döndük aynı şarkının aynı yerinde aynı şişeden bir yudum aldık.. : terk ettiğin şehirler.. yarım kalmış şiirler..
virgül.. ( noktalı virgül bile değil )

dibinin notu bir: hayır hiç alkol almadım bu gece
dibinin notu iki: hiç söylemedim ona, söylemeyeceğim de ama .. çok güzel gözleri var..:)
dibinin notu üç: yorgunum.. yorgunsun..

Salı, Haziran 12, 2007

özetle

dün gece s. nin kardeşinin düğünü vardı.. onun kardeşi olmasının yanında bir de daha evvelden aynokulda çalışmış olmanın verdiği "bakın ben damadı da tanırım" edasıyla lappadanak erkek tarafı ( böyle derler di mi ) masasına kuruldum.. yani s. bir ev sahibi bir ev sahibi.. görmeniz lazım.. allahtan babası unutmadı beni de bi "rakı, bira falan ne içersin kızım" diyerekten kalbimi kazandı.. e ne içtiğimi tahmin edersiniz yazmaya gerek yok..
neysem.. düğün güzeldi işte...
çok geç değildi çıktığımda.. taksi için her zaman takıldığım mekana gidiş.. bir tesadüfle süslenince bir müddet de orda oturdum..
1 falandı eve geldiğimde.. sonra biraz daha sohbet..
2 itibarıyle uyumaya çalışıyordum..
ve sabah -bak bu gerçekten ilk kez oluyor- uyanamadım.. s.ye bi telefon... alooo.. yeni kalktım ben.. beni de alsanıza giderken.. bu apar topar vaziyet içinde başlanan günde nooldu.. rezil bi gündü.. bütün gün yorgundum.. uykuluydum... canım da sıkıldı.. velhasıl saatleri saydım.. sebepsiz değildi sıkıntılar.. ama yine de abarttım.. ve gün bitti sanıyorsan da yanılıyorsun.. akşama mezuniyet var.. diploma falan filan.. saat 10-11'e kadar okuldayım.. ya bi akşam da evimde otursam..
yani nedir..
canım sıkılmış.. çok sıkılmış.. sabah da uyanamamışım zaten .. o olmuş..

Cumartesi, Mart 17, 2007

....

kafam bozuk.. kafam çok bozuktu bu akşam.. kafamın bozuk olması çok normaldi.. kafam bozuk olmasa acaip olurdu zaten.. içmem lazımdı bu akşam. bişeylerle içimi uyuşturup, katil olmadan, katilim ya da katili olmadan kendimden geçmeliydim...
sinem be.. hadi gel..
gelemem kızım.. - e malum onlar çocuk çömbelek.. biz bi nevi sap .. yarı sap -
sen gel.. bira var..
rakı var mı rakı..
e var tabii ( trakyada komik bi cümle bu.. hani tuvalette tuvalette tuvalet kağıdı var mı gibisinden )
tamam geliyorum..
gittim.. yine iyi ettim... belki biraz da sarhoş olabilsem iyi ederdim... ama sarhoşluk geçti benden.. ben diyim 5, sen de 10 yıl önce...
saat 00:30 falandı.. e hadi gidiyim ben artık..
giderim ben.. yok olmaz ben bırakcam... saat kaç oldu.. kızım çocuk muyum ben.. olmaz olmaz..
gerçi sanıyorum, arabayı bulunduğu yerden çıkarmanın verdiği karın ağrısı pişman etti onu 10. dakkada ama poh sürdürtemedi yiğitliğe..
benim canım ekler istiyo..
tamam bakarız pastaneye..
bu saatte açık olur mu ki lan..
olur..
olmaz..
baktık netekim.. kapalı.. o sırada sinem bi adam gördü içerde hareket halinde.. "bak bak biri var... yürü yürü bakalım"..
gittik dayadık kelleyi cama kimse yok... geri geldik arabaya..
bak bak biri var orda.. ya bak ya biri var.. ya hayalet mi görüyom ben biri var diyom.. bak bak.. ya bak ya..
görmeme rağmen bi süre görmezden geldim.. eğlenceliydi.. içerde telefonla konuşan biri vardı...
ya belki de biri gece yarısı dayandı kapıya diye polise haber veriyodur...
tamam gidelim abi..
gidelim...
hayalet varsayıp... gidildi...
sonra eve gelindi..
sourberry'de perfect day dinlendi.. estranged dinlendi.. şimdi ise teoman dinlenmiyo..:)
bu gece olabilceği optimum güzellikte ilerliyo

Pazar, Şubat 18, 2007

aylık rapor

to whom it may concern..
son bi ay içinde yaptığım iyi şeyler aşağıda sıralanmıştır..

1. edirne'ye taşınmak ( e şimdilik iyi şeyler kısmında zaman ne getirir görecez.. )
2. yalnızlaşan yaşam
3. sinem'in her "hadi bira aldım gel" ya da "bira aldım geliyorum" telefonuna olumlu karşılık vermek
4. hayatımda ilk defa dilenciye para verdim. ama iyi bişey mi yaptım bilmiyorum.
5. eski bi arkadaşımı aramak
6. 5+1 i duvara asmak ( komik görünüyo ama iyi ses veriyo )
7. "olmayan şablon"da karar kılmak
8. ıslanan klavyeyi söküp kurutmak ( aksi takdirde kapalı bilgisayara mal mal bakıyo olcaktım )
9. okulda sakız çiğnememek ( her yerimizde sakız var ama çiğnemiyoruz di mi sinemcim - pardon :)
10. balkona gelen kediyi evdeki oyuncak köpekle korkutmak.. çok eğlenceliydi

Cuma, Ocak 19, 2007

gerçekler saklı kalamaz ..

burda bi boardmarker resmi olduğunu varsayıyoruz... var netekim

İşte suç aleti, silah, kafa şişiren...
Dostun daha doğrusu dost bildiğinin , en yakın sırdaşın, arkadaşın, seni yaraladığı , kafana hunharca fırlattığı alet.
Neden?


Süslü püslü kokoş giyinip, hava attığı parlak ayakkabılarını masanın altında çıkardığı ve parmaklarını birbirine sürtüştürdüğü anı yakalayıp, bu anı belgelemek için çekilmeye çalışılan fotoğraf, işte bu hain saldırının sebebidir. İşte o anda kafaya gelen bu silahla kafamdaki yarı fındık büyüklüğündeki şişin sorumlusu bu bahsi geçilen dosttur.

Hatta yarı baygın yere düştüğümde yüzüme bile bakmayıp, acımasızca muhabbete devam eden de ta kendisidir.

Ama en önemlisi bu muhabbeti bana yazdıracak kadar bana malzeme veren, buraya bunu yazdığım için bana kızmayacak olan, tek arkadaşım, neşe kaynağım da yine aynı şahsiyettir. :P

işte ahanda bunu yazan da dost bildiğimiz insandır.. benim zaman zaman girip çıktığım kokoşluk hallerimdeki parmağın tek sahibi.. ( bkz pazar yazılarımız ) yani ben o ayakkabıları giydiysem ( ki valla pek güzeller kıskanıyo aslında ) bu durumdan bi nebze de olsa sorumludur.. günün sonunda ayaklarım yorulduysa.. ahanda onun yüzündendir biraz da..
haaa... attık mı kalemi ... attık .. vurduk mu hedefi .. vurduk valla ne diyim ..:) şööle kafanın solundan çık saça doğru hah orda işte .. yarı fındık diyo bi onu abartmamış.. yok yarı baygın kalmış yok bilmemne.. yok efenim yok öyle bişey...haa muhabbete devam etmişim.. tamam etmişim.. :)
neyse.. malzeme çok... onu da doğru diyo.. bu malzemeyi bitirmeyecek kadar yaşıcam burda merak etmeyesin..:)

Çarşamba, Aralık 20, 2006

sözüme gel diyorum anlamıyon...

kızım sen kiiim tribal durumlar kim...
sen kim.. insan çatlatmak meraklandırmak veyahut free willy olmak kim.. ben gecenin tüm ayrıntılarını dakika dakika biliyom hadi ama şanssız üçüncü şahıslara anlatalım...

okulda...
- abi ben bu gece sinemaya gidiyorum
- e nolcak
- yalnız
- ooooooooo... tebrikler
- ööle basıp gitcem abi.. ben sinemaya gidiyorum diyerekten
- bari git bi bira iç...
- ...........

saat sekiz suları
- abi sinemanın önündeyim ben..
- e gir o zaman
- film yok lan dooru düzgün .. dünyayı kurtaran adamın oğlu var
- girmicen heralde ona
- e öbürleri geç başlıyo
- girme sen.. git bi bira iç
- yok olmaz.. sinemaya giricem ben
- iyi ben ara ara çaldırır rezil ederim seni..

40-50 dk sonra
- of didem ya çok kötü bu film..
- hehe
- hayır yani.. dayanamıyorum kuscam şimdi
- çık o zaman..
- hayır sinemaya gitcem dedim ben.. gitcem .. seyredicem
- çık dolaş falan
- yok abi.. seyretcem ben.. ya kimse de yok 3-4 kişiyiz.. sen beni saat 10 gibi çaldırsana uyuuyp kalmıyım burda
- heheheh

10.10 gibi bişey...
- of ya of ya.. bu kadar mı pohtan olur bi film.. deniz seki'nin göbeeeni seyrettik habire..
- e ben dedim sana girme diye dinlemiyosun ki
- neyse gideyim eve bari
- lan şimdi yolda asılan takılan olur.. eve gidince bi çaldır

yarım saat sonra
- abi nefes nefese kaldım ya
- nerdesin sen
- koşturdum eve.. kıllandırdın abi
- e geçmiş olsun
- ama harbiden çok kötüydü...
- yine de sinemaya gitmiş oldun di mi
- :)

Pazar, Aralık 17, 2006

:)

hadi topla yüzünü prenses ... üzülme katla hüznünü.. kaldır çekmecene bi yerlere sakla.. daha ömrünü tüketecek nice yaraların olacak.. kabukları düşecek yeniden kanayacak..
diyor gripin..
bense..
diyorum ki...
salla be kızım salla.. bak senin eline bi bira bi de yüzüne o gülümseme nasıl da yakışıyo...
 


. © 2008. Design by: Pocket