Cumartesi, Ekim 14, 2006

ayaklarım üşüyor...

Çok uzun .. okumaya üşenirsin belki de... ama bunu bir daha yazarsam eğer .. "dün gece" ya da "bu sabah" .. dinle.

Bunları şimdi yazmak istemiyorum ..
Bir daha bakmak istiyorum çünkü .. daha sonra.. bilmiyorum ne kadar sonra.. ama sonra işte uzatma. Aklıma gelen herşeyi - ne kadarsa artık; az ya da çok - bir kez olsun saklamak istiyorum. Aklım buluşunca başımla, temizlenince, ayılınca - sarhoşsam eğer - bir daha bakmak istiyorum .. klavyeye değil, kağıda kaleme bakmak, kağıda kaleme dokunmak, kendi kalbime dokunmak belki de - istiyorum işte..
Bir de çorap giymek istiyorum, ayaklarım üşüdü..
İçimde nasıl bir gevezelik var ki, konuşa konuşa bitiremedim .. yazıyorum çözemedim .. ne dertmiş ki büyütüp çığ gibi yuvarladım kendimden aşağı .. benim dert bitmedi bitmez .. benim dert bende, benimle ..
Konuşacak kimse yok mu acaba .. bu denli kendimle konuşmam ...normal mi .. siz de oturup dinler misiniz içinizi .. içinizi dışınıza çıkarır mısınız ben misali .. narkozsuz .. unutmak için uyur musunuz .. içer misiniz.. unutmak için güler misiniz.. siz de güldüğünüzde gülmez misiniz aslında.. ve gün biterken .. siz günü zorla bitirirken .. aslında hiçbirşeyi unutmadığınızı fark eder de bi ıslatır mısınız gözlerinizi hafiften .. hani uyumadan bir dakika evvel..

Herkesin çocukluğu çok uzakta .. benim kadar yaşlılarsa eğer ..
Benimki - neden bilemedim - sanki benden hiç gitmedi .. lunaparktaki dönme dolap bir tek bizim için dönerdi.. babam sadece benim için içerdi.. oyuncaklar sadece benimdi.. oyuncaklarım benden çok bencildi.. ben hiç olmam gerektiği kadar bencil olamadım çocukken.. son 5-10 yılda belki.. olmuşsam eğer.. çocuk gibi yaşamak değil, 30 yaşına gelip de içinde bir çocuk barındırmak hiç değil, değil, benimki öyle değil. benim 20 sene önceki çocukluğum yakın geliyor bana hala .. çok mu mutluydum acaba.. yok.. içime atmadım çocukluğumu.. sadece yakın tuttum kendime.. tutabileceğim kadar yakın.. yoksa içimde kimse yok benim.. hepsi gitti.. aniden ve külliyen gitti..

Biliyorum henüz ben yaştaysa; herkesin yaşlılığı - hatta ölümü - çok uzak gelir...
Bende öyle değil...
29 dönüyor 30'a..
Ama komik olan ne biliyor musun .. ben 5'te de 5 hissetmedim.. 15'te de 15 .. ben hep bir 5-10 yıl fazlasını hissettim içinde.. hep düşünecek birşeyim oldu benim.. kafamı takacak ya da sorgulayacak birşey ya da birilerim oldu benim.. sonra biraz rahatladım.. şimdi biraz rahatladım.. insanları boşverdiğim, dünyayı sattığım gün.. ama gerçekten boşverdiğim .. hiçbirşeyde ablam aramadığım .. sadece yaşadığım ve başıma gelen kim ya da ne varsa kabullendiğim gün duruldum.. yaşıma döndüm.. geç buldum ama sonunda oldum.. şu son zamanlarda gerçekten 29 oldum..
Şu aklımdan geçen ne varsa - ve ne çok şey geçer sen de bilirsin - yazmak dışında birşekilde de ifade edebilseydim keşke.. çizebilseydim mesela.. kelimesiz .. rahat rahat.. ya da müzik olsaydı çalsaydım sana.. başka bir şekil olsaydı da bunca zaman bu kadar yorulmasaydım... söz bile yazmazdım o besteye...

Böyle delicesine ama durgun yaşamak o kadar güzel ki.. gün biterken aslında bir diğeri başlıyor.. bak saat 01.03.. gün bitti diyebilirim.. ya da yeni bir gün başlıyor.. "it depends" yani.. ama bak ben ne yapıyorum.. sadece saat 01.03 diyorum.. yorumsuz.. onu bir son ya da başlangıç yapmıyorum.. işte ancak böyle düşünerek biraz mutlu oluyorum...
Mutluluk varsa.. ya da elimdeyse eğer.. "mutluluk tuğlası vardı ya.. sende eksik bende baki.. inan benden de gitti.. ya da duvar yıkıldı tamamen.. tuğlaların hepsi gitti... benim mutluluk arayışım en az 6-7 sene önce bitti.. belki o yüzden şimdi biraz daha iyiym.. ama senle ilgili değil... onunla da ilgili değil.. ben bu yazıya bir "konu" ya da "ilgi" eklemiyorum artık...
Ve ben hala çorap giymedim.. ayaklarım üşüyor..

Bir cuba libre yaptım kendime üşenmeden.. tanışıyosak eğer bilirsin en çok onu sevdiğimi..bacardi'yi fazla kaçırmadım.. bilerek yaptım.. böyle zamanlarda hep bilerek yaparım zaten... bilirsin.. vega dinliyorum.. "Ankara".. o şehri ne kadar çok sevdiğimi hatırlatıyor bana.. o şehirde geçirdiğim dört yılı hatırlatıyor bana.. bir söğütün altında içtiğim kırmızıyı da.. kötü ve kirli şehre bakıp soğuk - ama gerçekten soğuk - bir gecede dostlarımla içtiğim biradaki metal kutunun tadını hissediyorum.. buralar da o kadar soğuk.. ama ben birayı artık şişede içiyorum.. o metal tadı yok.. o dostlarım da yok.. başkaları var... ama onlar yok.. onları özleyip özlemediğimi bile bilmiyorum.. anla..

çok acıklı birşeyler dinlemek istiyorum..

yaşayarak öğreneceğim ne kaldı benim.. nankörlük mü ediyorum birilerine .. ya da "Bir"e.. bilemem.. ama Polyanna kadar öküz değilim ben.. nötrledim.. fabrika ayarlarımdayım artık.. nesnelim.. sakinim.. kaderci değil de kabullenmişim.. bırak da bu kadarını sorayım: "harbiden ne kaldı"..
beş saat sonra uyanacağım bir uykuya hiç dalmayabilirim de bu gece.. müziğim yeter bana.. sen ya da o, olmasanız da olur.. "ben" bu gece yeter bana.. fazla fazla.. ve bilirim ki ben bir daha bu kadar uzun yazamam.. çünkü bu kadar uzun yazıyı ben bile okumam.. birinci tekil şahsım ben bu gece.. üçüncü çoğul şahıs gelmesin yanıma..

Ben hep tekil oldum çünkü.. ben "tek"im çünkü.. sen sorarsın bazen .. "neden hiçkimseye birşey anlatmıyorsun" diye.. beni tanımadığından... bunca sene yanımda kalıp da anlamadığından.. niye birşeyi anlatmaya çalışmakla harcayayım ömrümü.. ben kendimi zor anlarken bir üçüncü tekil şahıs ne yapabilir bana.. ya da sen.. ne kadar komik.. bunca insan bunca muhabbet arasında ne kadar içimde olduğumu, ve bununla nasıl barıştığımı ne kadar zor anladın.. anladıysan eğer..
tabii bu durum sana ihtiyacım olmadığı sonucunu da çıkardı.. kusura bakma..

Bu saatte sigara almaya çıkmamalıyım.. çıkmam..
o kadar mantıklı bir insanım ben işte..

Ama bir bardak daha hazırlamalıyım..

Ben bu gece uyumamalıyım.. uyuyamayacağım.. ama sanırım bundan sonrasını, bundan sonraki bardağı seninle paylaşmayacağım.. bu benim bile okumayacağım kadar uzun oldu..
Satırlarıma son verirken.. seni ne gözlerinden ne de başka bir yerinden öpmüyorum...
Kulağımda adam düyor ki...

you have soul machine.... broken me..
all your mental armour drags me down ..
we can't breathe when you come around...
nothing hurts like your mouth..

ben daha ne derim ki...
nokta.

5 yorum:

black dedi ki...

bush da güzel demiş.. sen de kardeş... Ve sen "n" kat daha fazla yazarsan da okuyacak birileri muhakkak var bilesin..

s dedi ki...

Hani geçende bahsettiğimiz çoraplar vardı. Yok mu evde başka eskilerinle başlayan sohbette... Alsan işe yararmış yani. Devamı pazartesiye...

enteldantel dedi ki...

delik deil miydi onlar olm...
hem ne bozuyon yazımın karizmasını lan..:)

goncaass dedi ki...

birşeyler yazmak istiyorum
ama kafam karışık toparlayamıyorum
en azından okuduğumu ,anladığımı ve aynı duyguları yaşadığımı belirtmek istiyorum ama hangi kelimeleri seçeceğimi bilmiyorum
bu aralar garibim
dediğin gibi sanırım fabrika ayarlarına dönmek istiyorum
ben de mutlu olmak istiyorum ve yaşımı yaşamak istiyorum cevabını bulamadığım soruları sormak istemiyorum artık
kısacası hayatı sorgulamaktan bıktım sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez demişler hayat sorgulanmaya değer mi peki?
sorguladıkça daha da dibe gitmiyor mu insan?
öff sıkıldım artık azıcık boşvermek istiyorum
ayrıca herkes gibi yaşamak istiyorum neden hep her şeyi uçlarda yaşıyorum ben? neden kararında olmuyor hiç bi şey?

d. dedi ki...

ne dedim ben.. boşvermek ilerki yaşlarda oluyo.. daha erkendesiniz efendim..:)

Yorum Gönder

 


. © 2008. Design by: Pocket